Wednesday, June 23, 2010

Bunların Hepsi Olric'ten Önce Oldu

Ben Oğuz Atay okuyorum (Tutunamayanlar, 44.Baskı, İletişim Yayınları, 2009), U tetris oynuyor (www.freetetris.org, level 7), B de "valla kız olsam future prospect adına Cüneyt Bey'i bi değerlendirirdim" dedi şu an. (Disconnectus Erectus'u önceden okumuş zaten; tetrise de nasıl kabiliyetsiz nasıl kabiliyetsiz insan bi süre sonra dalga geçmek yerine yanaklarını sıkıyor artık bu Teriyaki Soslu Tavuk'un alasını pişirenin)
Eet Esra Erol'u izliyoruz; akşam da İngiltere'yi destekliyoruz; ben bilindik nedenlerden dolayı, bi de artık yeni gözdemiz Manics nedeniylen, (Pumpkins-Arctics-Manics:aka pluralization) U da nerede kapitalist iğrenç zalim sömürgeci toplum varsa yaman bir takipçisi. Dün Fransa elenince bir uludu evde; "olm bak burası Türkiye 99%u Müslüman buranın adam ol önce o eli indir bakayım"cı komşuları gelip bizi recmedecekler diye korkulardan korku beğendim (a.korkuyu bağırarak gösterme b.korkuyu titreyerek gösterme c.korkuyu bir yere büzüşerek gösterme d.hepsi e.hiçbiri)

Glastonbury başlamış, biz noodle yapıyoruz. (U iki gün önce dedi ki Nuhun Ankara spagettisini eğer verimli bir biçimde değerlendirirsek bi ShangHai bi Peking noodle'ından farkı olmazmış- ya yalanın önde gideni ya da biz makarnayı verimli değerlendiren öğrenci topluluğunun yüz karasıyız)

Yarın ise Aşk-ı Memnu vs. artık hangi sömürgeci toplumun maçı varsao.
Bi de B öyle gidiyo "ben Tehlikeli Oyunlar'ı da okudum, ödünç vereyim sana iyice tanı Oğuz Atay'ı" diyo, sonra gitarda Ocean Spray çalıyo (gerçi bakılınca Akdeniz Akşamları Reloaded tandanslı bi akor dizilimi var parçanın da hevesi kırılmasın bu sanatkar gencin) sonra da Esra Erol'dan cinsiyet-fark etmez kendine future prospect arıyo ya; adeta can yakıyo.

Tabi bu yarın Aşk-ı Memnu için hunhar bir savaşa girişmeyeceğim anlamına gelmez; gerilla taktiğiymiş, stratejiymiş, psikolojik savaşmış, "bi ülkenin bağımsız olması için önce ekonomisinin gelişmiş olması gerekir(*)"ci klişeymiş her türlü unsuru kullanıyorum Biyter'in öldüğünü Beylül'ün kaçtığını, en önemlisi de Niyal'in Galatasaray formasına döndüğü anı görmek için.

(*)Ya Çin uyuyan dev ya, asıl Uzakdoğu'ya önem vermek lazım.
O değil de, Hindistan çok garip bi ülke ya. Sen o kadar büyü et, telekomünikasyonda olsun bi computer sciences'ta olsun (A ve R'ye Vuslat Planı. Çok Yakında.) al başını git efeler gibi hey (Shezhen Akshoua) sonra bu genelgeçerlerde, bu "olum Çin'de herkes zıplasa dünyada deprem olurmuş"çu, "büyüyen dev Çin"ci muhabbetlerde bir kere bile adın zikredilmesin, bir allahın kulu bile "durun! Hindistan da var ya! Harcamayın onca insanı" (Hindistan'da onca Lüksemburg'da nece?) demiyor ya, bu mazlumluğun, bu ezilmişliğin boyutu öyle yoğun ki x vs India diye World Cup maçı olsa U gider kesin x takımını tutar (x de böyle Bhutan'dan Özbekistan'a geniş bir skalada dünyayı dolduran ülkelerden Hindistan dışında herhangi biri)

Bi de önceki gün mü ne bütün bu Türkiye'de süregelen olaylardan sonra Yiğit Karaahmet "kesin Sezen Aksu şimdi bi parça daha besteler" demiş ya, biz ona ölümüne güldük. Hayır öylesine güldük ki "ya bak biz muhafazakar milletiz- Avrupa'nın ahlaksızlığını aldık yoksa etik kelimesi öztürkçedeki ekgilik'ten gelmekte ref.to Manas Destanı, cilt 3, syf 12)"ci komşular gelip bizi recmedecekler diye korkudan korku beğendim (a. korkuyu gülerek gösterme, b.korkuyu ağlayarak gösterme c.korkuyu hızlı hızlı nefes alarak gösterme d.hepsi e.hiçbiri)
Sonra ben o çok politik çok sosyal kişiliğimle bi atarlandım ya, of halimize bak bi de geleceğin emanet edileceği sanılan tayfanın bi parçası olacağız sözde; böyle 3.5 üstü gpa'ler (except for U and B), master başvuruları (except for U and B), ekonomi politik üzerine yazılar makaleler (except for U and B) falan.
Cüneyt Bey bile beğenmez bizi, öyle paravanı açtırdığımızla kalırız bak.

Thursday, June 3, 2010

Benim Ekşi'de Yazarlığım Gelmiş, Çatmış, Atar Bile Yapmış

Oturduk maaile, -tamam maaile olmasa da hınzır bir arkadaş ortamı- Aşk-ı Memnu izledik. Çogüldük çoeğlendik çokızdık; adeta bütün duygu buhranlarını ortak bir potada eriterek hissettiklerimizden yeni bir x'in ölümsüz eserinden dizisi çektik
(ps: o değil de Kalp Ağrısı'nın yayından kaldırılması? Neyin peşindesin ATV?)

Bi kere ortalama Ankara gençliği hemfikir: Ziyagillere gelin/damat gitmek istiyoruz. Erkek arkadaşlar için Nihal gayet uyumlu bir aday olarak görülmekte; "aldatıldığını hissetmeyecek kadar salak, aldatmayı finanse edebilecek kadar zengin" (buna da quotation kullanayım plagiarism olmasın). Bütün erkek popülasyonunun istediği bağyan tipi.
Biz kızlar da bi an Bülent mi diye düşündük. Özellikle rocksever gençler olarak Bülent'in son dönemdeki salon pogosunu ("o da ne salonmuş, her türlü dans etkinliğine açıldı; tangosu pogosu, gelecek yılki İKSV orada yapılsın bari") düşünerek kendisini takdir ettik; ama o toylukla da yaşanmaz be gülüm diyerek kendimizi Nihal'in erkek formatı olan Adnan'a yamayabiliriz.
Bi' arkadaş da Arsen hala dedi, kendisini yuhluyoruz. Yuh.

Şu da anlaşılmadı: Nihal kızım sen ne iş gördün de Behlül'e yat ortamında "uf şimdi bırak bu huzuru git birsürü işle uğraş" atarı verdin? Gören de asgari ücretle ev geçindirdin, borçlular kapıda, faturalar birikti sanacak.
ÖSS yalan oldu, tüm gün oturup camda Beylül bekliyosun. "Esra Erol'da koltuk boşalmış, yarın gelsin başlasın demişler." (bunu da ben dedim ama olsun yine quotation olsun havalı gözüksün çılgınsın men) Bi oturup finale sabahlamışlığın var mı izansız?

Behlül de ne ekmek yedi be arkadaş, sen git ailenin tüm zevcelerini birer birer iğfal et, sonra bi de banka hesaplarından özel üniversiteler, ayda bir değiştirilen arabalar, yatlar katlar, master yapılacak üniversitenin kütüphanesine yüklü bir bağış (hadi olum yemedik öyle senin Fulbright bursuymuş, statement of purpose nasıl yazılırlı googlelamaymış bunlarla uğraşacağını).
Yok yalı alalım orada otururuz, yok aman vazgeçtik Amerika'ya gidelim (orası da Gümüşhane'ye bağlı köy sanki ha deyince gidebileceğin); ama yalı da kalsın gelince kalırız. Ya bi gidin arkadaşım Çetin Özder'i mi kıskandınız ne, biz de öyle hunharca zengin olabilir ve bunu alenen yaşamakta beis görmeyiz diye?
Biz Ziyagil Holding, Behlül'ün refahı için çalışıyoruz.

Nihat Önal, üçün beşin peşindeymişsin; güçlünün yanında olalımcılığınla bana çok sevdiğim bir karakter olan Ivan Sergei Dimitriç Topov'u hatırlatman hoş olmadı.
Bi de işimdeyim gücümdeyim biriktirdiğim servetimdeyim insanı; gerek degustasyon gerek Tiger Woodsçuluk olsun her türlü zengin hobisinin baş kahramanı Çetin Özder de bu familya dramasına ha girdi ha girecek kendini bi çıkmazın içinde bulacak derken Firdevs yine yaptı yapacağını. Yalanlar dolanlar, oyunlar entrikalar derken "kan kusarım kızılcık şerbeti içtim derim" mottolu cefakar Türk kadını dalında ödülünü almak üzere Firdevs Yöreoğlu'nu sahneye davet ediyoruz.

Erkeklerle Aşk-ı Memnu izlemenin zararları madde 1: "woaah geyşa fantazisi laan" diye olay yapıldı. oysa biz bağyanlar olarak durumu hafif bir kıkırdama ile geçiştirecek, kendimizi dramanın asıl örgüsüne adayacaktık; olmadı.
madde 2: Beren Saat'in bacaklarına inceden dokundurmalar. anlamıyoruz sanıldı, ama anladık.

Katja da "ccc Türk Erkeğinin Gücü ccc" başlığına entry yazası; o kocası ne sahiplendi; alt tarafı formaliteden imza attınız attendance kağıdına yoklama yazar gibi, adam aldı torbaları çıktı geldi; yok helalimsin maralımsın, yok alından öpüp arabesk pozlar vermeler. kadirizm seninle yeniden tanımlandı aslında-adnanın-ajanı-olan-ama-hilmi-önalın-yanında-çalışan-şoför.

Beşir de bi gitsin, yok "evime götürün" beyanları (not: orası senin evin değil Beşir, orası Ziyagillerin evi ve sen bi beslemeden fazlası değilsin, bunun bilincine var. bak Cemile'yi, Şayeste Hanımları bi kalemde nasıl sildiler, senin tron tron öksürüklerine mi tav olacaklar); yok bahçeye şezlong açın da sunbath yapsın Beşir, yok bugün daha az öksürüyosun o zaman akşama parti verelim, bilmemne.
Bak çocuk, senin orada o payeyi almanın tek nedeni, ki söylemekten, yazmaktan bile hicap duyuyorum: habervaktim.com'dan farkın olmayarak bir cinsel birleşmeyi videoya alman.
("ulan rar dosyasını şifrelemeyi biliyon da videoyu mu silemedin g.t!" diye tepki geliyor an itibariyle). Şu an tehditle, hileyle, desiseyle oradasın; yoksa sana da Emirgan yolları gözükmüştü, beslemeliğine Matmazel'in evinde devam etmiştin. Öyle ortalarda atarlanacağına, otur oturduğun yerde ses çıkarma.

Ki hani tamam biz de aile çocukları olarak, zinayı suç addetmiş bir adaletin beşiği olarak kınadık Behlül ve Bihter'i; icabında bazı sahnelerde gözlerimizi kapadık ki ahlakımız bozulmasın (neyse allahtan yastık varmış); ama videolu şantaja da alkış tutamazdık; öyle muhteşiz iş ahlaka etiğe geldiğinde. Bi de sakın bana "ama Beşir o videoyu kimseye göstermedi ki" argümanı verilmesin, o anahtar folloş oldu bi Cemile'de, bi Matmazel'de, sonra Behlül falan. Yarın habervaktim.com'da "Skandal" başlığı altında verilse video kimse yadırgamayacak, öyle ortalık malı o cd.

Aşk-ı Memnu'dan öğrenmek istediklerim:
-Çetin Özder ne iş yapıyor? Özellikle son dönemde küçük insan parasını nereye yatırmalı? Öyle Barcelona-toplantı-hıkmık geyiği tutmaz; adam akıllı bilgiler versin biz de Nihat gibi kapısında yatalım kendisinin. Bi de İspanya kendisini kurtarsın önce, bilmiyoruz ekonomilerini sanki.
-Nihat Önal ne iş yapıyor? Kendisini bildik bileli bir işadamının kollarından diğerine en übermensch yancı gibi atıldı. Bununla mı çıkacak çoluğun çombalağın harcı? İki tane ne yaptıkları belirsiz adamın ağzına bakarak mı yaşayacak Peyker? Biraz insan ol Nihat, azıcık adam ol, biraz dik dur be. Alnının teriyle, bileğinin gücüyle kazan bi kere de maaşını.
-Arsen Ziyagil ne iş yapıyor? (o değil de Ziyagil yazınca bi garipsedim, sanki kadının soyadı hala) Zaten yazık, garibana zorlama iki-üç replik veriyorlar her bölümde alınmasın diye=(. O da mütemadiyen Hilmi Önal'la ilgili. Teyzeciğim sizin işiniz gücünüz yok mu? Bu Adnan kesin Euro'ya yatırım yapmıştır önceden, onun enkazıyla ilgilensenize. Cari açık aldı başını gidiyor, reel sektör üzüm üzüm üzülüyor; siz hala yat alalım, Hilmi Önal sucks! Bu ne biçim iş kadınlığı.
-Behlül Haznedar ne okuyor? Ben hayatımda böyle bohem öğrencilik yaşamı görmedim, ki özel okulda okuyorum yani; en tınmaz takmaz dediğim adamlar bile sınav öncesi harıl harıl özel ders alalım, not bulalım, kalırsam babam bu sefer s.çacak ağzıma modunda gezinirlerken Behlül bir akademik yılda üç sevgili eskitti. Transkriptten haber ver sen bebeğim, cgpa kaç?

Madamoseille de la Courton, vous ne serez jamais en mesure de comprendre ce qui continue votre niveau iq de trois et un caractère de naïveté. Anladınız onu, öptüm sçs kthxbye.

Şimdi biz de böyle çok alternatifiz çok enteliz diye buluştuğumuz ortamlarda (kadehten şarap bile içtik öyle diyeyim) oturduk bir Aşk-ı Memnu geyiği çevirdik ki Sting nası hala o arabadan inmeyip Kastamonu il sınırına dayandıysa o geyik de momentumuna halen devam etmekte.
Neyse amanh, jürisi olanlar utansın.

Wednesday, June 2, 2010

Meyve Suyu

Çok da yalnız kalmayacağımı düşündüğüm- kısmen de umduğum- bir deneyimin ilk gününde kendimi alışılagelen trance kokulu, biranın tat olarak suyu, paha olarak da şarabı andırdığı bir partinin en kenar kısmında etrafa bakarken bulduğumda, hayatımı o denli değiştiremeyeceğimi fark etmiştim.

İnsan, "comfort zone" adı verilen; doğduğu, büyüdüğü, ilklerini yaşadığı, çoğunu da salak bir gülümseme ile hatırladığı yerin sınırlarından ayrılmayagörsün; hemen radikal değişim planları yapıyor ajandasına, sonrasında o sayfayı tamamen yırtıp atacağını bile bile.

Bu yüzden gitmeden önce kendime verdiğim tüm sözleri tutamamanın utancı yoktu yüzümde, sadece gelen geçeni izliyordum; karanlıkta insanlar ne kadar net görülebilirse.

Sonra T. geldi.
Onun da çok alışkın olmadığı belliydi ki; benim kökenimden gelen klişeleşmiş mazeretlerim olabilirdi, onda bu daha bireysel bir tercih gibi duruyordu.
Sırf farklı olmak için değil de, hakkaten istemiyormuş, ait değilmiş gibi bir hava içindeydi; ki zaten olacaktı bütün bir yıl boyunca yapılan partilere katılsa bile, hiçbir zaman "şampanyaların su gibi aktığı, nice hiphop kliplerine ekmek çıkaran dans performanslarının gösterildiği" kesimde görülmeyecekti sureti.
Türk olsaydı eğer, şaka niyetine "Tutunamayanlar'ı okudun mu?" diye sorabilirdim bile, ki sadece ilk günümüzdü ve onu 2-3 saattir tanıyordum. Eğer isim-geldiği ülke-okuduğu bölüm-yaş gibi spesifik kimlik kartı girdileri bir insanı tanımaya yetecekse.
"Napıyosun" diye sordu, omuz silktim. Zaten görüntüm ne yaptığımı benim kısıtlı ingilizcem yerine çok daha detaylı bir şekilde anlatabilirdi.
O da yanıma yaslandı, benimle birlikte geleni geçeni izlemeye başladı.
Sonra bi an durup "meyve suyu içmeye gidelim mi?" diye sordu.

Ona evet dememin nedeni o an yapılacak daha iyi bir alternatifim olmadığından gibi gelmişti; ama şu an düşününce sanırım bana benzemeyeceklerini bildiğim bir dolu insanla dans etmek, bana benzemesini umduğum biriyle muhabbet edip meyve suyu içmekten daha saçma geldiğinden olsa gerek.
Partiden çıktık, o bi sigara yaktı ve bize meyve suyu içebileceğimiz bir yer buldu- sonradan, buraya sık sık geldiğini ve meyve suyu satan yerleri iyi bildiğini öğrenecek, bir çok meyve suyu ihtiyacımda da kendisine danışacaktım- oturduk, konuştuk.
Sonra onun odasına gittik, South Park izledik, ben Do Make Say Think! ve Cinematic Orchestra ile tanıştım; biraz daha meyve suyu içtik; gittiğim yerle ilgili ilk bilgilerimden biri güneşin orada nasıl doğduğu oldu.

Sonrasında bu kadar kesif ve sıklıkla yaşamasak da biz T ile hep meyve suyu içtik, bi şekilde birbirimizi kimlik kartı girdilerinden daha fazla tanımaya çalıştık.
Tanışılan onlarca insanın birbirlerinin birer ctrl+c, crtl+v ürünü olduğu yerlerde benim odama ve çok da değişmediğini düşündüğüm yaşantıma biraz daha geç gitmemi sağlayandır T.
22 yıl önce bugün doğmuş, ne de güzel olmuş.
Ve I. ara sıra onunla meyve suyu içmeyi özlüyormuş.

ps: artık okul da bittiğine ve süpsüp notlarımı hunharca teşhir edebilitem olduğuna göre, bi başka çok güzel insanla blogumu da yeniden tasarlayabilirim.
11 izleyicime duyurulur. (ki iki tanesi aynı kişi olsa da, çaktırma)

Monday, May 17, 2010

How to Reduce the Multicollinearity Problem?

An itibariyle canımdan can almış, hatta en amiyane tabirle, özür dileyerek ve sürç-ü lisanıma tolerans bekleyerek belli taraflarımdan kan aldırmış ekonometri projeme belli bir süre ara vererek pek güzide ortadoğulu ülkemin genelgeçer gündeminde kayboluvermekteyim anbean.
Neler yok ki mucizevi olarak da adlandırılabilecek satır aralarında?

Yılların hırslı koltuk mücadelesinden bir mavi hap-mavi don- (im blue da ba dee da ba die) ikilemesiyle ayrılanların yerine gelen Karaoğlan-benzetmeli-başka liderler; Maradona'ya yakıştırılan ama sürece çevirmen olarak başlayıp nice kupaları salonun büfesine sıralamaktan çekinmemiş egoların o kadar da başarılı olmayan takımlarına karşı eli kolu bağlı kalanlar (and the Messiah is murdered); yanlış anonsların yanlış fanatikleri, yanlış takımların yanlış fanatikleri ve adını birinci sıraya yazdırabilen alışılagelmedik timsahlar.

Burada uzun uzun neden Fenerbahçe'den hazzetmediğimi ve bütün bir sezon boyunca "Galatasaray olamayacaksa Bursaspor olsun" dediğimi yazmamın manası var mı; eğer cevap yalın bir evetse, o sözcükleri mırıldanan dudaklar buradaki kişisel kavgalara değil, ülkemizin artık wikipedia'sı sayılan, bibliografyalara madde kıvamında ekşisözlükten konuyla ilgili binlerce bilirkişi raporu alabilir.

Ya da Obama'nın değişim politikalarına hep bir kaşı havada bakmış, lider denilince teferruatsız Putin diye sayıklayan bendenizden Türkiye'de gelişim ve değişim üzerine bir panel verilmesi beklenebilir mi? Cevap evetse; ah hayır, henüz o kadar da hodbin olamadım maalesef. Tünelin ucundaki ışık ise hayli parlak.

6 finali, 1 projesi olan ve üstüne üstlük 20398203482 tane okulun 20398203482 tane bahar şenliğinin 1230293458293853094 tane aktivitesinin inkar edilemez cazibesine boğulmuş olan bedbaht bendenizden neyin yorumu, neyin objektif açıklaması ve analizi beklenebilir ki monetary sınavıma 2 saat 40 dakikanın kalmış olduğu ve benim artık Rogoff'dan çeşitli küfürler ürettiğim (Fuckoff ki bu daha en temiz en saf en masum olanı) şu exponential zamanlarda.

Peki dün hunharca Ian Curtis ve Bob Dylan muhabbeti döndüren kızın akşam Sıla'ya gitme ihtimali?

Thursday, May 6, 2010

Emobıyık

`Ah, tabii benim de bahanelerim var Josef, yalnızlığa dayanmak, hatta onu yüceltmek için gizli yollarım var. Kendi düşüncelerimi düşünebilmek için diğer insanlardan ayrı kalmam gerektiğini söylerim. Geçmişteki büyük dehaların bana eşlik ettiğini, gizlendikleri yerlerden çıkıp benim güneş ışığıma yaklaştığını söylerim. Yalnızlık korkusunu küçümserim. Büyük adamların büyük acılar çekmesi gerektiğini, çok uzak bir geleceğe uzandığımı, bana kimsenin eşlik edemeyeceğini iddia ederim. Sürüden ayrılarak yalnızlıkla karşı karşıya kalma cesaretimin, yüce koruyucu yalanına inanmayışımın benim büyüklüğümün kanıtı olduğunu söylerim"

Ah Irvin Yalom ah, koskoca Nietzsche'yi de ergen yaptın ya başımıza, felsefe tarihinin sana bakış açısının çok parlak olmadığı acınası bir gerçek.
Yine de, eğer şu parçayı okuyup da herkes kendinden bişey bulmadıysa ("YA AYNI BENİ ANLATIO KANKEEE ;)" ya biyolojik ve anatomik ve filozofik ve filolofik olarak ergenlik geçirmediniz ya da benim içimde hala utana sıkıla sakladığım ama özene bezene de büyüttüğüm kocaman bir 14-yaş-ışılı durmakta.

Ve bugün 6 Mayıs. O da çok ayrı, çok yaralayıcı bir başka mesele.

Sunday, May 2, 2010

Fırın Yerine Fırık Yazdım Silecektim ama Çok Beğendim Öyle Kalsın

Bir Mayfest'e daha elveda dediğimiz şu hüzünbaz sevişmelerde yine kendimi ODTÜ'de bulmanın haklı heyecanı (helecanı? hezeyanı? heyelanı?) içindeyken iki üç satır entry gireyim de şu nadide duyguları dokuz takipçimle (ki iki tanesi aynı kişi ama bu küçük detay, kuvvet problemlerinde sürtünme katsayısı hangi rakam olarak alınıyorsa onunla eşdeğer) paylaşarak adeta bir sevgi yumağı, bir paylaşım öbeği, bi Yankı Yazgan'dan hallice Üstün Dökmen'e kırk fırık ekmekçe ambiyanslar oluşturayım dedim.
Benim için 2010 Mayfest:

-Manga'nın gitaristinin ne işe yaradığını yıllar yılı çözememiş olan ben, bu yıl da sorularıma cevap alamamanın hüznüyle çıktım odeondan. Yine de kendisine içindeki ergeni yıllar yılı dünyanın tüm çirkinliklerine karşın böyle mesnetsiz koruduğu, o asabiyetten, o çizgiden, o duruştan yıllar yılı ödün vermediği için de tebrik ettim. İçimden.

-The Company diye bi grup var bizim okulda, Arctic Monkeys çalıyorlar. Onlara kocaman sevgiler öpücüksle kthxbye.

-Kadavra ile Bitter de iyiydi benc. Özellikle Bitter'de Seven Nation Army-Smells Like Teen Spirit geçişi can yaktı, ilgililere duyurulur. Bi de o basçının saçları adeta eski (allam eski diyorum ne kadan mutluyum ne kadan şenim şu anda) Alex Turner saçı, kendisini burdan Hak yolu'na davet ediyoruz. in this case, the berber.

-Öyle alternatif takıldığıma, Nietzsche Ağladığında kitabımın çantama dökülen bira sonucu afetzede olduğuna bakmayın, Murat Boz gerçeğinden haberdarım.

-Üç gün üstüste "ya sucuk ekmek off" diye aşerdim, ağzıma gramını da sokmadım, buna irade densin istiyorum ama bildiğin üşengeçlik. Kendini kandırmak dalında ödülümü vermek üzere sahneye Heidi Montag'i davet ediyorum.

-Bizim okulun bağyanlarının taş olduğunu tescilledim; durumu perfect competition olarak açıkladım ne var ki marginal cost=marginal revenue= price analizini değerlendirirsek piyasaya free entry'm söz konusu bile değil.

-Fortisliler, sevmiyorum sizi. Gidin. Siz kota dolduracaksınız diye bankalara bilgilerimi vermeyeceğim.

-Yüzüm yandı, dirseğim kanadı, ayak parmaklarım şişmiş.

-Bi de içtim çok, o olmadı. Sevmedim kendimi; uygar insanlar gibin iki yudumumu alıp baş dönmesiz istifrasız baş ağrısız bir eğlence tadabilirdim de kendimi kontrol mekanizmamı annemin doğum yaptığı hastahanede düşürmüşler, haylazın biri de almış gitmiş, dememiş ya şunu kayıp eşya dolabına götüreyim, sahibi alsın falan. Öyle sorumsuz, öyle ben-merkezci insanlarmış oradakiler. Dengesiz herifler. Ki çok bekledik onları, ama ne yazık ki benim kafam iyiydi duyamadım kendilerini net. Kusura bakmayın diyorum kendilerine ama Eleanor Rigby coverladıkları gerçeği de listemde sabit.

-Mataramı kaybettim sandımdı Pınar duruma el koymuş, öpüyore kendisini buradan.

-Frizbimi kaybettim ama. :(
(bir smileynin her şeyi anlatması adlı panelimizde son gün eğlencesi onur akın konseri)

-MSSF yolunda düştüğüm durum ise hiç iç açıcı değildi; dost düşmanı iyi belledim oralarda, İbrahim Tatlısesle konuşmuşlar gelsin demiş, yarın da hayırlısıynan kendisinin yanında söz yazarlığına başlıyorum kadrolu. İlk üç ay sigorta yok, sonra duruma göre.

-Bi exchange'in isminin anlamı ayı demekmiş, üzülmedim değil kendisine. Türkiye'de Ad Şöleni ve Asena Gerçeği paneline kendisini ücretsiz davet etmeyi de düşündüm, sonra vazgeçtim versin parasını öyle gelsin nasıl olsa İskandinav, boldur onda mangır.

-Bi de her grup Mayfest programına Blur'den Song 2 ile başlamasın (seni tenzih ederim the Company), tamam insanları gaza getirme ve çalınması kolay olma faktörlerini endekslersek diğer parçalara göre bir adım önde; ama günde 3-4 kez kendisini duymak bende bir Catapult bir Brianstorm bi herhangibirArcticsparçası etkisini maalesef uyandırmamakta.
(Bunu duyan Blur dağılma eşiğinde, Graham Coxon hüngür hüngür)

Öyle işte, bi de geometride çok hamlamışım üzüldüm.

Saturday, May 1, 2010

YaŞaM ÜzEriNe AForİZmALar

Ben: Ya bu son bir haftadır hep baş ağrısıyla uyanıyorum.
Babam: Votkayı kes, geçer.

Kafka hıncından kemikli adam sinirini gösterir, hüngür hüngür ağlardı.