Tuesday, February 7, 2012

06.44 08.02.2012

Şu konuşma halihazırda doktora yapan bir arkadaşla ilgili:

D: do you have any idea what his research is going to be about?
I: how to get girls on facebook
D: hahaaha
at least, he is likely to have good data for further research in that field

Çok acayip kafalar yaşıyoruz anlamak mümkün değil.

Saturday, January 7, 2012

16.09 07.01.12

Babaerkil toplumlarda erk sahipleriyle çatışılmadan gelişilmemesinin bir kadim örneği olarak ben de babamla kavgalar ettim, kapılar çarptım evet.

Yine de salya sümük ağlayıp bir yandan da bağırarak meram anlatmanın eşiğinde kendimi odama kapadığımda, o kapının arkasında babamın olduğunu biliyordum hep. Bazı konularda anlaşamıyorduk, anlatamıyorduk kendimizi, anlayamıyorduk birbirimizi ama babam oradaydı, ve başıma ne gelirse gelsin ilk gideceğim insan olacaktı. Sanırım en umutsuz vakalarda, en bubabakızilişkisinibizhalledemiyoruz farkındalığında bile biliyordum bunu.
Sevgisi başımı döndürmüştü belki de; bu umarsız kayıtsız tavrım ondandı.
Çok sevdiğim için de, böyle küstah davranma hakkını görüyordum kendimde.

Tanrıyla da böyleyiz biz. İsyanın dibine vurduğum, hayatın kapısını çarpıp kendi içime büzüldüğüm zamanlarda bile biliyorum ki, oralarda bir yerlerde Tanrı var; ve beni seviyor. Ben de, bütün o tabiri caizse "incredible threat"lerime rağmen, ben de onu çok seviyorum. Öfkeme yenilerek söylediğim her şey cam bir göz gibi kırılıp çizilip tuzla buz oluyor, yine ona sığınıyorum hep.

Her kuru lafa, her tökezlemeye, her "bilinmeyene" çıkan yolculuğumun arkasından binlerce hatadan devşirilen deneyimlerimle döndüğüm kürkçü dükkanına rağmen babamın kapısı bana hala açık, kucağı hala sımsıcacık.

Tanrının da öyle olmalı.
Öyle, biliyorum.

Monday, November 7, 2011

03.46 08.11.2011

İkili ilişkilerde sorunu karşıda aramaya alışmış biri için şu aralar kendi "yapamadıklarımdan" fazlasıyla hoşnutsuzum.
Evet, kimse o gözlere bakarken benden mucizeler beklememeli, beklemiyor da; ama bu sürecin neresinde gülümsememi, iki lafın belini kırabilecek düzeydeki sosyalliğimi, en minimize ve pasifize edilmiş flörtümü kaybettim onu anlamıyorum.
Çoğu zaman karşı tarafta da oluşan gerilimi kendi "yapamamazlığım" olarak neden edinsem de; son birkaç gün adeta beni bahanelerimden gerçekliğe itekliyor.
İnsan onca yıl sonra platonikleşmeye görsün, ne kendisini tanıyabiliyor, ne de tanıtabiliyor.
Bunun için, sanırım, sadece gözlere güvenmek lazım. Daha fazlasına hazır değilim zira.

Bir de arada buraya bi'şeyler çiziktiriyorum: http://nostalgiaforthesapiens.tumblr.com
İngilizce ama sorun olmamalı bence.

Tuesday, October 4, 2011

Mavi

Mutluyum be dostlar.

Sabah erken kalkmaktan. Önünden geçtiğim fırından gelen kokudan. Metronun itiş kakışlığından. Urquinaona'da hat değiştirmek için basamakları çıkıp inmekten. Jay sayesinde artık direk Marina durağından tek hatla ulaşımımı sağlamaktan. Afyonu patlatması için alınan "café con lecce"den. Sınıfların tam olarak nerede olduğunu halen çözememekten. Gidip önlerde yer aramaktan. Bir çift mavi gözden. İngilizce hoşbeşten. Derslerden yakınmaktan. Bir çift mavi gözden. Derse konsantre olmaya çalışmaktan. Bir çift mavi gözden. Idempotent matrixten. Preference relationdan, hicksian demandden. Jose'nin anlaşılmaz ingilizcesinden, firm'ü 'firm', utility'i 'utiliti' diye okumasından. Her yerde bir şekilde Almanca duymaktan. Aralarda topluca kantine inmekten. Bir çift mavi gözden. Derslerden yakınmaktan. Her şeyin İspanyolcasını sorup akılda tutmaya çalışmaktan. (No me dejes, no te vayas, pegame pero no me dejes). Derse geri dönmenin hayalkırıklığından. Bir çift mavi gözden. Öğle arası yemeğe inmekten. Vichy Catalan'dan. Elbirliğiyle kütüphaneye yollanmaktan. Federico'nun deyimiyle 'Mas Collell'in büyükbabasının ruhunun gezindiği' ancient library'e konuşlanmaktan. Mas Collell'den, Wooldridge'den, Rubenstein'dan, Stock and Watson'dan, Hayashi'den, Greene'den. Problem Setleri insanlara anlatmaktan. Bir çift mavi gözden. Bu Cuma kesin dışarı çıkmalıyızcı planlardan. Shree'nin havuçlarından. Chiara'nın İspanyollara yaptırdığı ispanyolca ödevinden. Bir çift gözden. Aynı soruları tekrar tekrar tartışmaktan. Herkesle canciğer olup onunla konuşamamaktan. Facebook breaklerden. Fotokopi makinalarının daimi bozuk oluşundan. Dışarıdaki kafeteryada içilen biradan. Una bocadillo tortilla una xocolata caliente'den. Bir çift mavi gözden. Stata'dan, Mankiw-Romer-Weil'dan. Bir çift mavi gözden. Bir gün, shopping Saturday'i hayata geçirebileceğimiz düşüncesinden. Saat 9 olunca pılıyı pırtıyı toplamaktan. Cumartesi günleri 24 saat açık metrodan. Sergio'nun patata con pisto'sundan. Siri'nin Wiz Khalifa'lı playlistinden. Kalbimin çarpmasından. Bir çift mavi gözden. Havanın hala sıcak olmasından. Milletin hala Messi golleriyle delirmesinden. PamPam Burger'dan, Michelada'dan, hiç var olmayan Argentinian co-op'tan. Gidemediğimiz partilerden. 4 euro bayıldığımız sangria şişesinin hepsini bitirme yarışından. Konuşamamaktan. Konuşmaların çok 'brief' olmasından. Bir çift mavi gözden.

Mutluyum be dostlar.

Monday, October 3, 2011

48 Mutual Friends'in Dokunaklı Öyküsü

Dünyanın en süpsüp insanları listesinde ilk 3teki yerini ısrarla koruyan M:

I:
hiç ya ödeve koşcam ben de
adını bile bilmediğim ev arkadaşım
sabah gelip
depresyondayım konuşalım mı dedi
M:
oha adını bilmionmu
yuuh
uzak dur pezevenkten
erkek olan demiştir kesin bunu
I:
eet
iranlı sadece onu biliyom
M:
siktirsin gitsin
uzak dur
ananı sikerim de
I:
utanmaz arlanmaz
M:
rospu çocuu
valla bak
ibret verek istersen
iranı bombalayak
:D
I:
gülüypodu bi de bunları söylerken eşşoğlusu
M:
tipini siktiiminin
siktirgit de
ananı sikerim akıllı ol de
valla hiç bulaşma ite
uğursuza
amcık evladı

Sabah sabah iyi güldük, şimdi kütüphane

Thursday, July 21, 2011

Interiors


B: Woody Allen bu filmde fena halde Bergman-esk (evet böyle cümle kurdu.)
I: Oha yalnız kadının düğününe çocukları gelmedi gördün mü? Büyük eksik.
BÖYLE İNSANLARIZ.

EVET FİLMDE DÜĞÜN VAR SPOILER İÇERİR.

ps: İçinde aforementioned yönetmenin evlatlık kızı Soon-Yi Previn'le evlenmesini içermeyen en uzun Woody Allen konuşmasına tanıklık edildi. Aynı rekor benim 38 gün sonra Barcelona'ya gidiyor olmam mevzubahis olunca kırılamadı ve o kaçınılmaz referans yine yapıldı.

ps2: Gitmek istemiyorum. Hep böyle kalsak olmuyo mu?

Sunday, May 29, 2011

Bunu Çok Çok Çok Çok Çok ÇOK ÇOK ÇOK Beğendim




"Which is worse?

‘Oppression’ in the east, or ‘oppression’ in the west?

Would you rather constantly struggle to reach unattainable societal standards of beauty with less and less clothing, or spend your life covered with no visible public identity"


"Hangisi daha kötü?

Doğudaki baskı mı? Yoksa batıdaki mi?

Toplumun ulaşılamaz "güzellik" anlayışına erişmek için giderek daha fazla soyunmayı mı yeğlersiniz yoksa hayatınızı toplumsal kimliğinizi görünmez kılacak şekilde örtünerek yaşamayı mı?"


Not: Resmin kaynağı "shitholeofdumb"dan, alttaki harika yazıyı da "amorpheus" iliştirmiş. Çeviri naçizane bendeniz.