Wednesday, April 7, 2010

İskender Döner

Hayır, saatlerin 22.50yi gösterdiği çok iş yapılması gereken ama bir tanesine bile start düdüğü çalınmamış springbreak ortasında aşermiyorum. (henüz) Çayımı yeni yudumladım, yaklaşık 5 yıl önce ölebayıla dinlediğim bir parçayı arkaplana attım (Rearranged [Timbaland Remix]- Limp Bizkit feat. Bubba Sparxxx), bir yanda ders notları var diğer yanda ise Nietzsche ağlıyor. Ve hayır, bıyıkları, bizim uzun süredir teorize ettiğimiz gibi, bir sünger görevi göremiyor maalesef.

Olayın daha ilginç boyutu ise, bütün gün bayansal ağrılar yüzünden eve kapanmış olan ben, güneş batayazıp kendisini aydedeyle muhatap bile etmeden artık neresiyse yeri yuvası, oraya kilitleyince, bu ağrılar yerini bir Alex Turner hissiyatına, bir "hadi resimlere bakalım da hepsine 10 üzerinden puan verelim (sanki 8in altında alabilecekmiş gibi)" oyunbazlığına, "yağallam ne güzel de yazmış şarkıları şiirleri, dutekrar dinleyeyim" sanatsallığına, msnde çeşitli kelime oyunlarıyla, dilbaz iletilerle ilan-ı-aşk ediyorum benimle evlenir misin kutsallığına (kutsi?) bırakırken, beni de insanlara dert anlatmak zorunda bırakıyor.

Mesela henüz bizim beyilen yeni yeni konuşurken (bkz: bir ilişki başlangıcı olarak 'konuşma teklif etmek') pek müstesna, benim ona imbik imbik süzüp yolladığım indie rock parçalarına binaen msn ne dinliyorumunda hala Cengiz Kurtoğlu ve muadillerini uluorta sergilemesine rağmen en kötü anlarımda yanımda olabilmiş, kadimliğe adım adım ilerleyen arkadaşım Güllü (ajkshajkdhajkdhas buraya bile Güllü yazmam?) beni uyarmıştı, "bak kızım bu Johnny Depplerini Alex Turnerlarını cümlelerin arasına sıkıştırma, kendini tut, elinde artık yiyecek-içecek nazarına ne varsa ağzına tık, sonra gel eve bize anlat Johnny'i de Alex'i de; çocukcağızı batağının içine çekme (bkz. Bataklıkta bir gül)" demişti.

Sonrasında araya VJ Bülent, "o zaman Orhan Gencebaydan geliyor 'Beni Böyle Sev Seveceksen'" diye girmediyse de ben artık hangi ortamdaysak ama kamuya açık bir alandı orası çokesin "HÜEYT, BENİ BÖYLE KABUL EDECEK TAĞAM MI" diye gaza gelerek Güllü'ye (skljdakdjaklsdja yine Güllü dedim ya çoğacayip) arkadaşlık seçimlerini sorgulatmıştım; ama sağolsun bizim bey de peğanlayışlı çıktı ben böyle Johnny dedim Alex dedim gıkını çıkarmadı, hatta dün nickini Alex yaptı da adeta geldi yanağımdan bi makas aldı "ba ben de böyle can bi insanım da çaktırmıyorum he" dedi indirekt olarak.

Sonra konu üzerine Cün'ün "bu yaptığın nayıp, olur mu öyle" yorumu beni düşüncelere gark edince, bizim beyle sanki Ezgi'ye "kızım bağ bi offh ya Aleximin saçlarını savuruşudur beni benden alan, o burnunun eğimidir alev olup ruhumu yakan" şiiri eşliğinde gönderdiğim 3177inci fotoyu anlatıyormuşum tandansını yakaladığımızı fark ettim, hani utanmasam "ohşş ya alex gel beni kaçır bıralardan" diyecektim de zor tuttum parmaklarımı, ki en nihayetinde bizim bey de bizim bey. Ki ne kadar anlayışlı olursa olsun, olur mu öyle (ve olmak fiilini cümlede en çok kullanan kıza mansiyon ödülü olarak TDK sözlüğü veriliyor, tercihan Alex Turner tarafından)

Karar verdim, Alex Turner yok. Yani var da, içimizde yaşıyore. Dışarıya çok yansıtmamak en iyisi, en nihayetinde kırıcı olabilir, social convention'un dictate ettiği normlara uymamasıyla bize en 70-80-90lar partisinde bi ikili tadı yakalatabilir. O yüzden bir ikinci uyarıya kadar, daha az Alex Turner- en azından lafta- daha fazla ders, akademik kariyer, 4.00lı notlar. İnşallah amin.

O değil de başlıktaki ince nükteyi anlayabilene de kocaman sevgiler öptüm, thnx bye.

1 comment:

  1. İskender= Alexander? Return of Alexander :D Alexander The Turner

    ReplyDelete